İSTATİSTİKLER

19 kategori altında, toplam 113 haber bulunmaktadır.

Bu haberler toplam 214039 defa okunmuş ve 172 yorum yazılmıştır.



ZİYARETÇİLERİMİZ

Sitemizi şu ana kadar kişi ziyaret etmiştir.

Karaözü’ de Kış Yarısı Eğlenceleri

Kategori Kategori: KIŞ YARISI | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 759 Okunma | 16 Mart 2009 20:05:02

Milletleri meydana getiren unsurlardan ve dayanışmayı gerektiren faktörlerden biri de geleneklerimizdir. Biz bunlara ne kadar uzak kalırsak benliğimizden o kadar çok şey kaybetmiş oluruz. Bir başka deyişle insanların geleneklerine dönük olması bir yerde kendisini bilmesi demek olur.

Karaözü’ de Kış Yarısı Eğlenceleri

 

Milletleri meydana getiren unsurlardan ve dayanışmayı gerektiren faktörlerden biri de geleneklerimizdir. Biz bunlara ne kadar uzak kalırsak benliğimizden o kadar çok şey kaybetmiş oluruz. Bir başka deyişle insanların geleneklerine dönük olması bir yerde kendisini bilmesi demek olur.

 

Geleneklerin milli olanı kadar mahalli olanları da vardır. Özellikle mahalli olanları çok çeşitlilik gösterir.

 

Karaözü’ nde eskiye dayalı, tazeliğini kaybetmemiş olanlarından biri de 15 Zemheri ( 28 Ocak ) de kutlanan kış yarısı eğlenceleridir. Zemherinin on beşi deyip geçmeyin. Çok alımlı, çok renkli geçer. Rengârenk giysileri olur delikanlıların. Saltalar, libaslar, urbalar giyer çiğdem gibi gençler. Davullar çalınır, zurnalar öter bu gün için. Evet KIŞ YARISI EĞLENCELERİ’ dir bu. Artık soğuklar yakmayacak, kavurmayacak insanları bundan sonra kış. Donmayacak sular eskisi kadar. Az ölecek ihtiyarlar bu günden itibaren.

 

NİÇİN KIŞ YARISI?

 

Her şeyden önce şiddetli soğuklardan kurtuldukları için yapılıyor. Eskilerin dediklerine göre  bu günden sonra soğuk kapıdan içeri girmezmiş. Ölçü oluyormuş bu Karaözülülere. Yiyecek iki birli olmalıymış. (1/3 – biri tüketilecek ikisi kalacak), samanın yarısına gelinmeliymiş. Yakacakta yarı olmalıymış. “Adet-i Belde” diyorlar buna. Zemherinin 15 inde sabahtan akşama kadar sürer bu eğlence. Eğer bu gün için hazırlıkla yetişmemişse ondan sonraki iki gün içinde mutlaka yapılır. İstisnasız her yıl tekrarlanır aynı gün.

 

Günler öncesi hazırlıklar tamamlanır. İş bölümü yapılır. Tüm oyuncular o gün için hazır olur. Bunları bir araya kumpanya başı, idare amiri, ya da yönetici denilen bir şahıs getirir. Böylece kadro tamamlandı mı kıyafet hazırlığına geçilir. O gün Karaözü ev ev gezilir. Oyunlar oynanılır, eğlenilir. Bu oyuncular kendilerine verilen rolleri başarıyla yürütmek için tüm güçlerini sarf ederler. Bir oldubittiye getirmeden her yer gezilir.

 

Topluluk şu şekilde bir iş bölümü yapar.

Kadı: Bir tane

Gelin: En fazla üç tane

Efe: En fazla üç tane

Deve: Bir tane

Arap: Bir tane

Tilki: Bir tane

Kâtip: Bir tane

Ambar Memuru: Bir tane

İdareci: Bir tane

Seymen: Bir tane

 

Bunlara davul zurna eşlik eder. Bu sanatkârlar Karaözü’ de her zaman bulunur.

 

Topluluğun en ağır işini Kadı yüklenir. Kadı; gerek tip itibariyle, gerekse hareketleriyle becerikli, şakacı olan yetişkinlerden seçilir. Kendine has alışılmamış bir kıyafeti vardır. Hareketleri sınırlı değildir. İstediği muzipliği yapar.

 

Kadı’ yı oluşturmak için iki metre uzunluğunda ve bilek kalınlığında bir düz sopa alınır. Sopanın orta gerisine “T” şeklinde kepek bir yastık konur. Sicim ve telle sıkıca bağlanır. Hazır sopa Kadı’ nın çatalının (bacaklarının) arasına sıkıştırılır. Kadı bu yastığın üzerine oturtulur. Düşmesin diye uzun bir sicimle koltuk altlarından boynuna bağlanır. Bu sopanın öne doğru uzantısı bir metre, arkaya uzunluğu da elli santimetredir. Böylece sopa ile yastık artık Kadı’ nın bir parçası gibidir. Onunla oturur, onunla gezer.

 

Kadı’ nın bundan başka çok uzun kendirden sakalı ve gene sivri uçlu kaba uzun bir bıyığı olur. Başında da bir kıllı çökeler derisi, döşünde bir ilan levhası asılıdır. İlanda okunsun okunmasın bir takım karalanmış harf dizileri vardır. Sopanın arkasında iri büyük davar çanları asılıdır. Kadı’ nın böylece geldiği anlaşılır. Yüzüne un serpilir, saçları da beyazlaştırılır. Ancak kadı bu kadarla kalmaz, sırtına ve döşüne kalın minder konulur. Üstüne aba giydirilir. Böylece Kadı’ nın kıyafeti tamamlanmış olur.

 

Kadı her kapıya varır kurulur. O evde neler varsa onları ister. Daha çok fala bakar. Fal kişilerin ve ailenin durumuna göredir. Uydurur uydurur söyler. Eğer askerde ya da gurbette oğlu-kızı varsa “Yakında bir mektubun gelecek”, “Evlatlarının sağlık haberlerini alacaksın. Sana bir kısmet gözüküyor” gibi klasik fal lafları eder.

Kadı’ nın istekleri arasında yağ, bulgur ve pastırma baş sırayı alır. Bir nüğü yağ, bir çatı pastırma der. Yukarıdan yukarıdan istekte bulunur. İstediği kadar verilmese de istediği varsa mutlaka verilir. Zaten umduğu yerine gelmezse kalkmaz. Ev sahibi de kapıyı Kadı’ nın suratına kapatamaz. Halk derhal tepki gösterir. Kadı’ nın başına bilhassa çocuklar çok toplanır. Bunları dağıtmak istediği zaman kalkar bir döner. Bu dönüşte elleri sopanın ucunu tutar vaziyettedir. Böylece daha kolay ve seri dönmeyi sağlar. Dönüşte arkadan artan sopanın ucunu çocuklara çarpar. Bu korkudan çocuklar derhal dağılır. Kadı yapısı ve özelliği ile çocukların korkulu rüyasıdır. Bunları yaparken bir takım homurtular çıkarır. Bu arada argo konuşmalara daha çok yer verir. Örneğin: kadı istediğini vermeyenlere “Ya buçuk nüğü yağ ya şuna bir zağ”, “Lebine lübüne, leblebi koyayım cebine, kuş gözü perçin vurayım ………….ne”, “Yar dibine yatmışsın, kurbağadan korkmuşsun, kurbağa senin amelin, bunu sana ………….rim”, “Kayanın başında bir tarlanız var taşlıca, bunu sana ………….. başlıca” der. Bu gibi lafları özellikle güngörmüş ihtiyarlara söyler.

 

GELİN: En fazla üç tane olur. İyi oynayan delikanlılardan seçilir. Topluluğa renk katar. Mahalli oyunlar oynar (çiftetelli, ortalık oyunları gibi). Kıyafetleri ve giysileri biçimli ve alımlıdır. Giyimde eskiler taklit edilir. Herkes giyimini kendisi hazırlar.

 

Eskiden iyi giyen yemeni giyermiş. Kundura bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azmış. Daha sonraları buna rağbet etmediler. Ne bulurlarsa onu giyiyorlar. Ayaklarında yerli, elden örme, işlemeli, diz kapağına kadar uzun yün çorap olur. Gelinin şalvarı golf pantolon gibi topuğa kadar uzundur. Kutnudan üç etek zıbının üzerine salta ya da yeşil çuha giydirilir. Bunun, kırmızı-siyah desenlisinin sırma ile işlenmişini giyen gelin tüm dikkatleri üzerinde toplar. Simli işlemeli ve kollu olanlarını da kullanırlar. Gelin başına kırmızı fes giyer. Fesin üzerine ya beyaz ya da abaniye derler sarı renkte poşu bağlanır. Bunun üzerine özel hazırlanmış duvak, çatal iğne ile tutturulur. Duvağın ön tarafına beyaz, arka tarafına da kırmızı poşu atılır. Duvağın yapılışı bir esasa bağlıdır. Tavuk telekleri çeşitli renklere boyanır. Bunlar biçimlice süpürge gibi dağılmayacak şekilde altından bağlanır. Kırmızı beyaz poşuların ortasına tutturulur. Bu böylece fesin üstüne oturtulur. Gelinin alnını dolduracak şekilde urup siyeç ve penezden oluşan süs eşyaları dizilir. Bunların hepsine birden tepelik denir. Gelinin eline akşamdan kına yakarlar. Elleri kınalıdır. Oynarken bariz şekilde gözükür.

 

EFE: Toplulukta en fazla üç tane olur. Bunlarda kıyafet birliği yoktur. Birinin giydiğini öbürü giymez. Ortak denilebilecek bir tarafları bellerine kadar siyah ya da siyaha yakın renkler giymeleridir. Ayaklarına meşin çizmeler giyerler. Bacaklarında elden dokunma eski Tomarza tipi yün siyah şıvga ( dar şalvar) üstlerine de sırma işlemeli saltalardan, yeleklerden giydirilir. Yeşil çuhalardan cepken de olabilir. Bunların altında drıl denilen kalın çizgili ve yakasız kemik düğmeli işlik olur. Bellerinde enli kırmızı büyük Tosya ya da Acem şalından bir kuşak bağlıdır. Bunun pöçüğü ya sağa ya da sol doğru sarkar. Efe’ nin her şeyi bu kuşak içindedir. Patlasın patlamasın bir iki Karadağ toplu tabanca, çapraz sokulmuş Çerkez Kaması, ellerinde Teke bıçağı dedikleri eski kılıçlardan biraz daha küçük dövme bıçaklar bulunur. Efe’ nin başında poşularla bağlı püsküllü bir fesi olur. Yapma çengel bir bıyığı vardır. Yüzüne makyaj yapılır. Efe de gelinle birlikte oynar. Vazifesi gelini korumaktır. Eğer Efe uyanık durmazsa delikanlılar gelininin duvağını kaçırırlar. Efe’ nin boynunda asılı çapraz bir de torbası bulunur. İçinde kül ya da talaş vardır. Oynarken tüfeği hedefe alır. Ağzı ile tüfeğin sesini taklit eder ve arkasından da aynı yere bir avuç kül savurur.

 

DEVE: Topluluğun renkli simalarından birini de deve teşkil eder. Deveyi üç kişi oluşturur. Bir hafif merdiven alınır. Orta yerine bir tane yastık konur. Bu merdiven iki tane delikanlının omzuna oturtulur. Her tarafını kapatacak biçimde alacalı, elden dokuma yün tahta perde örtülür. Hafif bulgur, tokmaklarının ya da büyük iri orağın üstüne bir post geçirilir, devenin başına benzetilir. Bunun boyun kısmına iri davar çanlarından takılır. Öndeki delikanlının eline verilir. Bunlar önlerini görmezler. Devenin boynunda bir ip vardır. Bununla idare edilir. İdare edene Seymen denir.  Deve daha sonraları Arap’la birlikte girmiştir topluluğa. Bunları eskiden düğünlerde oynatırlarmış.

 

ARAP: Baştan sona siyah elbiseler giyen, elini yüzünü de siyaha boyadığı için topluluğun ilginç bir şahsiyeti olan Arap, tanınmayacak halde, gelinin koruyucusu Efe’ nin yardımcısı rolündedir.  Bu bir tane olur. Rasgele bir kıyafeti ve buna paralel de bir davranışı vardır. Sadece dişleri ve gözleri ışıldar. Elleri ve yüzleri yağlı kara ile boyanmıştır. Gelin ve Efe ile birlikte oynar. Boynunda soldan sağa atılmış içi kül dolu bir torbası vardır (aynı hareketleri Efe de yapar). Sol elinde TUMTA  (bu tüfeğin markasıdır) tüfek olur. Sağ eli de kül torbasının içinde oynar. Bazen boş tüfeği rasgele bir hedefe doğrultur “Pofff” diye bir ses çıkarır, hemen akabinde sağ eliyle hazırladığı külü doğrulttuğu noktaya savurur.

 

TİLKİ: Birde tilkileri vardır bunların. Sade az özenli bir kıyafete sahiptir. Başında bir fes, bunun iki kulak hizasına dürülmüş ayrı iki fes konur, üstüne poşu bağlanır. Böylece tilkiye benzetilmeye  çalışılır. Çulfadan dokunmuş çizgili bir şalvar, işlemeli ya da işlemesiz alacalı, dize kadar uzun bir  çift yün çorap, ayağına hafif bir ayakkabı, üst tarafı kısa motgomer cinsinden giysiler giydirilmiş, sırtına da kuyruğu yere değecek cinsinden iri bir tilki derisi tutturulmuştur. Gelinlerin duvağını kaçıran olduğu zaman izlerini takip eder. Toplulukla birlikte oynar.

 

KATİP: Bütün bu kişiler hem oynar, hem de kapı kapı dolaşarak bulgur, yağ, pastırma gibi şeyleri toplar. Toplanan zahire ve yiyeceklerin sorumluluğu Katip’ in üzerindedir. Önceden bir zahire ambarı tespit eder. Burasını kilimle döşer. Toplanılan şeyler cinsine göre küme küme buraya yığılır. Tahıllar ölçek, para da miktar olarak deftere geçirilir. Paralar Kadı’ ya ve Gelin’ e verilen bahşişlerdir.

 

YÖNETİCİ: Bütün bu topluluğu bir kişi yönetir. Kış yarıcılarını adım adım takip eder. Yönetici fazla şeyler toplayabilmek için ne lazımsa onu yapar. Mesela zenginlerin evlerinde, kahve önlerinde ve mahalle meydanlarında fazla oynatır. Belirli kişileri takip eder. Gelinleri onların yanlarına götürür, ellerini öptürür.

 

O gün Karaözü’ de bir canlılık, bir hareket vardır. Adeta bir bahar havası içinde yüzer. Her ev, topluluğun, kendi kapısına gelmesini sabırsızlıkla bekler. Yapacakları esprileri ve verecekleri bahşişleri ayarlarlar. Oyuncular sokak ve meydanlarda oynarlarken seyircilerde damlarda ve saçaklarda bu topluluğu seyrederler.

 

Her şey bitip oyun sona erince, toplanılan yağ, bulgur ve pastırma ile yağlı bir pilav pişirilir. Tüm oyuncular ve köy çocukları oturur yerler. Toplanılan şeylerin geri kalanları da fakirlere dağıtılır. Eskiden Tayyare Cemiyeti’ ne, Hilali Ahmer’ e verirlermiş. Daha sonraları giderek bu düzen bozulmuş, toplanılan şeyler sadece oyuncular arasında bölüşülmeye dönüştürülmüş, bir ticaret kaynağı haline getirilmiştir.

 

Ahmet ÖZERDEM

Eğitimci, Araştırmacı, Yazar

 

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    




GOOGLE

 


Arama SAYFA İÇİ ARAMA


 

DUYURULAR

HABERLER