KARAÖZÜ KASABASI’NIN TARİHİ
 
Karaözü Kasabası, coğrafi konumu itibariyle Kayseri, Sivas ve Yozgat illerinin kesiştiği noktadadır.İç Anadolu Bölgesinin, orta Kızılırmak bölümünde, Kayseri ili sınırları içinde olup bağlı olduğu ilçe Sarıoğlan’dır.
 
Karaözü’de, Kızılırmak üzerinde, tarihi çok eskilere dayanan Şahruh köprüsü vardır. Şahruh köprüsü, Orta Anadolu’nun göç yolunun üzerinde bulunmaktadır. Karaözü’de bulunan eski köprünün de aynı hat üzerinde olmasından buranın merkez olduğu anlaşılmaktadır.
 
Karaözü; hem geçiş noktası üzerinde bulunması, hem önemli bir köprüsü olması, hem de su kaynaklarının bolluğu nedeniyle tarihin her döneminde önem kazanmıştır.
 
Karaözü halkı Oğuz boyu Türklerinden olup önce Kars-Ardahan’a yerleşmişlerdir.  Karaözülüler Kars ve Ardahan’da bir kısım akrabalarını bırakarak daha ileriki tarihlerde Malatya’nın Hekimhan ilçesi çevresine yerleşmişler ve Ardahan Köyü’nü kurmuşlardır. Zamanla çeşitli sebepler yüzünden bir kısmı bölünerek 1790-1800 yıllarında tarihi Şahruh Köprüsü’nün bulunduğu Karaözü köyüne gelmişlerdir. Bu köye ilk yerleşenlere Hüsneliler denirmiş. Hüsneliler, baharın (ilkbahar) köprüden yaylaya giden güzün (sonbahar) geri dönen göçerlerin baskınına uğrar ve yağmalanırlarmış. Hüsneliler, köyün köprübaşında göç yolu üzerinde olması ve sürekli baskınlara uğramaları nedeniyle, 1700 lü yılların sonuna doğru köyü terk etmişler.
 
Bu günkü devam eden neslin dedeleri, Karaözü’ye Malatya / Hekimhan’a bağlı Ardahan, Başak, Çırzı ve Güvenç’ten gelmişler ve Hüsneliler tarafından terk edilen sahipsiz evlere yerleşmişlerdir. Karaözü’nün kuruluş tarihi yaklaşık 1799 yılı olarak tahmin edilmektedir. Bundan sonra Maraş-Hotan’dan, Acır’dan, Çorum’dan gelenlerle birleşerek köyü baskınlardan korumuş ve yerleşmişlerdir. İlk yerleşimler iki büyük çeşme olan Memiş’in pınarı ve Tohum pınarı etrafına olmuştur.
 
Osmanlının son dönemlerine, 1842’lere kadar yerleşik hayat yoktur. Göçebe gezgin yaşam devam etmektedir. Göçebe yaşam sürdürenler, güzün Konya ovasına, baharında Şarkışla yaylasına sürüleri ile göç ederlerken Karaözü’den geçerler. Binlerce koyunla geçerken çevredeki yiyecekleri yiyip, çevreyi yağmalar ve ekinleri talan ederler. Ne bulurlarsa alıp götürürler. Bu dönem zarfında göçebe hayatı yaşayanlar ve eşkıyalar huzur vermez Karaözülülere.
 
Karaözü’ye gelen sülalelerin bazılarından birer ikişer kardeşler, köyden geçen göçerlerin talan etmeleri ve silahlı çetelerin köyleri basmaları sonucunda kendilerini koruyamaz ve bu nedenle her şeyini bırakarak göç ederler. Kardeşlerin biri giderken, kayalıkların içinde barınan ve kendisini saklayabilen diğerleri Karaözü’de kalmışlardır. Yurtlarını terk eden Karaözülülerin pek çoğu Çorum’un köyleri olan Gökçam, Körücek, Kuşsaray’ı kurmuşlar ve bu köylerde yaşamaya devam etmişlerdir. Kuşsaray, Gökçam ve Körücek köyünde yaşayan ailelerden bazıları ile kanbağımız buradan gelmektedir.
 
Karaözülülerden bir kısmının göçtüğü o günlerde (1842); padişah Zorunlu İskân Fermanı çıkartır. Böylece yerleşik hayata geçilir. Karaözülünün burada yaşamaya devam edebilmesinin nedeni padişahın iskân fermanını çıkarması sonucu yerleşik hayata geçilmesiyle göçlerin durmuş olmasıdır. Artık Şahruh Köprüsü göç yolu üzerinde değildir. Yerleşik hayata geçilmesi nedeniyle göç edenlerin sayısı azalır. Baskınlar da azalmıştır. Yerleşik hayata geçildikten sonra yer değiştirmeleri zordur ve kardeşin biri Karaözü’dedir, diğerleri gittikleri yerlerde kalırlar. Zorunlu iskâna başkaldıranlar idam edilir.
 
Göç etmeyip Karaözü’de kalanlar ve göç ettikleri yeri beğenmeyerek geri dönenler bu yasadan yararlanarak artık yerleşik hayata geçerler. Palaları (büyük, uzun, enli bıçak) vardır. Birde ağızdan dolma tek tüfek bulmuşlardır. Bu tüfeğe Karabina derler. Amaçları Karaözü’yü korumaktır. Yerleşik hayata geçildikten sonra Şahruh’tan geçmeye çalışan göçerlerin sayıları az olduğu için Şahruh’tan geçirmezler, geçmez ederler.
 
Karaözü’nün eteklerine kurulduğu ve sırtını dayadığı tepenin üzerinde eskiden var olan kale temellerine rastlanmıştır. Bu kale Orta Anadolu’nun merkezi kalelerinden biridir.  Kale Bizanslılara aittir. Kaledekiler içme suyunu kalenin yanındaki yerden tünel ile inerek aşağıdan alırlarmış. Ancak iki kişinin gidebileceği bir tünel varmış. Açıktan su almaya gidemezlermiş çünkü görünürlerse sefer düzenleyen diğer milletlerin saldırılarına uğrarlarmış.
 
O zamanlar Şahruh köprüsü yokmuş. Şahruh köprüsünün yaklaşık 500 metre (Sivasa doğru) yukarısındaki eski köprü varmış. Şu an yıkık olan eski köprüye (Kızılırmak köprüsü) ait olan köprü ayağı hala durmaktadır. Eski köprünün Bizanslılar tarafından üstü ahşap, altı taş ile yapılmış olduğu ve eskiden göç yolunun oradan geçtiği düşünülüyor.  Daha sonraları tepenin üzerindeki Bizanslılara ait yıkılan kalenin taşı sökülüp götürülerek Şahruh köprüsü yapılmış. Şahruh köprüsü incelendiğinde yer yer sütün başlıkları ve ayaklar kullanıldığı görülür. Şahruh Köprüsü, Karaözü için çok önemlidir. Korkuluk taşları arasında bulunan “Kulunç Taşı’na”  sırt verilerek dilek tutulduğu ve bu dileklerin gerçekleştiğine inanılır (Karaözü / Tarihimiz / Şahruh Köprüsü’nün tarihi kısmında Şahruh Köprüsü ile ilgili bilgiler mevcuttur)
 
Karaözü’de sükûnet sağlandıktan Daha sonraki tarihlerde, çevre köylerden tek tek gelip yerleşenler olur.
 
Yerleşik hayata geçtikten sonra, sular kanallara alınarak sulu tarıma geçilmiştir. Hayvan beslemeye, bağ ve bahçe işleri ile uğraşmaya başlanmış, değirmenler yapılmıştır.  
 
Köy odası gerektiğine karar verilmiş ve inşaatına başlanılan köy odası binası 1928 yılında tamamlanmıştır.
 
Karaözü’de 1929 yılında İlk okul eğitim ve öğretime başlamıştır. İlk okul 1929 yılında şimdiki sağlık ocağının yerinde açıldı. Sonra yeni binasına taşındı.
 
Eğitimi ciddiye alan Karaözü 1928 yılında köy odası olarak yaptırılan binayı daha sonra genişleterek 1930 yılında beş sınıflı ilkokula çevirir. 1930 yılının yaz aylarında okula yeni derslikler ilave etmek için güdük (kalın ağaç gövdesi) gereklidir. Bunun için caminin sonradan yapılan ek avludaki güdüklerini sökerler ve okula taşırlar.
 
Daha sonraki yıllarda Karaözlüler toplanırlar ve yeni bir okul gerektiğine ve okul için en uygun yerin mezarlık olduğuna karar verirler. Herkes kendisine ait mezarı yeni mezarlığa taşır.  Bütün köylüler ellerinden geldiği kadar maddi ve manevi okul yapımına yardımcı olurlar. Sütlerini, yoğurtlarını satıp toplanan parayı valiye verirler. Günlük işlerini bitiren dedeler, babalar, analar, bacılar ve çocuklar;  çakıl, kum, harç, tuğla, kiremit taşımak için okul yapılan yere giderler. Okul inşaatında çalışan ustalara günlerce yemek taşırlar. Sonunda Devlet ve halk yardımlaşması ile 1957 yılında yeni bir okul yaptırır ve bu binayı ortaöğretime devrederler. Ortaokul olarak hizmet veren bu bina 1978 yılından sonra  lise olarak ta kullanılmıştır. Lisemize, 08 Ekim 1996 günü 9.uncu Ana Jet Üs 192 Filo Komutanlığında görevli iken Şehit olan, Hava Pilot Yüzbaşı Nail Erdoğan’ın ismi verilmiştir.
 
1998 yılında sekiz yıllık zorunlu eğitimin başlaması ile ilkokul ve ortaokul birleştirilmiş ve ilköğretime dönülmüştür. Bu günkü ilköğretim binası 2001 Şubat ayında hizmete girmiş ve okulumuza daha sonra  Hakkari’nin Çayırlı Karakolu’nda vatani görevini yaparken 04/07/1996 tarihinde şehit olan Er Mustafa Toçuoğlu’nun  adı verilmiştir. 2001-2002 eğitim-öğretim yılında anasınıfı açılmıştır.
 
Karaözülüler kuruluşlarından beri okumaya büyük önem vermişler, aralarından yetişen molla, hoca lakaplarını alan okuryazarlarının sayesinde okuma, yazma öğrenmişlerdir. Okuma yazma biliyor olmaları nedeniyle I.Dünya Savaşı’nda ve Kurtuluş Savaşı’nda yüzbaşı, teğmen (mülazım), baş çavuş, bölük emini olarak görev yapanlar çoktur. Pek çoğu savaşlarda şehit olmuş bir kısmı ise gazi olarak köylerine dönmüşlerdir.
 
Pazarören köy enstitüsü 1940 yılında açılmış ve Karaözü bu okula ilk yıl 17 öğrenciyollamıştır. Daha sonra Pamukpınar ve Hasanoğlan köy enstitüleri de açılmış olup Karaözünün bu okullardan toplam mezun sayısı 61’dir.
 
Karaözü’ de bulunan okullara çevre köy ve beldelerden öğrenciler gelmektedir. Okur yazar oranının yüksek olması nedeniyle eğitim ve kültür düzeyi yüksektir ve bununla iftihar edilmektedir. Karaözü eğitime çok önem vermiş olup yaptığı yatırımın semeresini doktor, avukat, müfettiş, öğretmen, subay, polis vb. evlat yetiştirerek görmüştür.
 
Kasabalılar tarafından kurulan dernekler vasıtasıyla kitaplar ve dergiler yayınlamışlardır. Bunlardan biri de Karaözü Kültür Derneği’nin çıkardığı “Şahruh” isimli dergidir.
 
1952 yılında köy için gerekli olduğuna karar verilmiş ve Kooperatif kurulmuştur.
 
Karaözü, idari yönetim bakımından 1953’e kadar Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı kalmıştır. 1953 yılına kadar Şarkışla’ya bağlı olan Karaözü, bu tarihten sonra Sivas’ın Gemerek ilçesine bağlanmış ve 1978 yılına kadar Gemerek ilçesine bağlı kalmıştır.
 
1957 yılında Karaözü köyünün nüfusu 2000 i aşmış ve kasaba statüsü kazanmıştır. Bundan sonra kasaba elektriğe ve suya kavuşmuştur. 
 
Karaözü kasabası; 1978 yılında yapılan halk oylamasıyla, Kayseri ili Sarıoğlan ilçesine bağlanmıştır. İl değiştirmenin en büyük sebebi;  Kayseri ilinin Sivas’a göre daha yakın olması ve Kayseri’nin ekonomik (ticaret, sanayi) açıdan daha gelişmiş olmasıdır.
 
1989 yılında belediye yeni hizmet binasını yaptırmış, bugüne kadar bu binada hizmet vermiş ve hizmet etmeye de devam etmektedir.
 
2008 yılında Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonucu, iktidarın nüfusu 2000'in altındaki beldelerin kapatılması yönündeki uygulamaları, aynı durumda olan diğer belediyeler gibi Karaözü için de sorun oluşturmuş, Karaözü'nün belediyelikten düşmesi söz konusu olmuştur. Dönemin belediye başkanı Çakır GENÇ gerekli süre içerisinde hukuki mücadeleyi başlatmış, bu mücadele sonucunda Danıştay'ın 30.12.2009 tarihinde verdiği kararla Karaözü belediye olarak kalmıştır. 
 
Karaözü’nün; Gazipaşa ve Mustafa Kemal Paşa olmak üzere iki mahallesi vardır. Çevresinde iki kasaba ve  sekiz köy bulunur.
 
Karaözülüler; Bir millete kendine güvenme ve dayanma duygusu veren, gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmaya uğraşan büyük önder Atatürk’e, Atatürk devrimlerine ve gücünü dayanağını kişi, grup ve sınıf egemenliğinden değil, geniş halk kitlesinin bütününden, millet iradesinden alan Cumhuriyet rejimine olan hayranlığını göstermek amacıyla, Karaözü meydanında bulunan muhteşem Atatürk heykelini yaptırmıştır.

Karaözü’de ilköğretim okulu, lise, halk kütüphanesi, postane, sağlık ocağı, Jandarma karakolu, demiryolu istasyonu, parti temsilcilikleri, tarım kredi kooperatifi, akaryakıt istasyonu, restoran ve alışveriş marketleri bulunmaktadır.

Karaözü adı: Bir düşünceye göre Karaözü’nün kelime anlamı göze, kaynak suyu anlamındadır. Karaözü’nün iki büyük çeşmesi (Tohum Pınarı ve Memiş’in Pınarı) vardır. Bu iki çeşmenin suları bulundukları yerden dereye doğru akar. Bu suyolu uzaktan iki şerit halinde gözükür ve bu durum farklı bir görüntü oluşturur. O nedenle de buraya Karaca Öz, köye de Karaözü denilmiş.
 
Başka bir düşünce ise; "Kara", Türkçe'de siyahı, soyluluğu gösterir ve Han, yöneticilere verilen Tanhu, ve İlbey gibi Türkçe bir unvandır. Kara aynı zamanda kuvvetli, cesur, ululuk, yükseklik ve üstünlük anlamına gelmektedir. “Kara” eskiden Türklerde Kara, Kızıl, Ak ve Gök olmak üzere dört yönü temsil etmektedir. Kara, kuzey tarafını gösterir. Bazı yerleşim alanlarının Kara (kuzey) yönü Türk kapısıdır. O nedenle bu isim alınmış olabilir.
Coğrafi yapısı: Karaözü, Kızılırmak kenarına yerleşmiş olup etrafında yüksek tepeler vardır. Doğusunda Kılıç Dağı vardır ve bu etrafındaki dağların en yükseğidir. Kuzeyinde Kılıç Burnu, Deli Bayır, Güneyinde ise Boz Tepe, Çorak Tepe ve Kargasekmez tepesi bulunur.
 
Karaözü’nün ilklimi ve bitki örtüsü: Yazları sıcak ve kuraktır. Kışları ise soğuk ve kar yağışlıdır. Yağmur daha çok ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde görülmektedir.
 
Bitki yapısı: Karasal iklim gereği yağışlar azdır ve bu nedenle doğal bitki örtüsü bozkırdır. Karamıh çalısı, keven, ebemgümeci, üzerlik, alıç, kuşburnu, girebolu yöremizde yetişen bitkiler arasındadır. Fakat kasabada meyveciliğin ve bağcılığın yaygın olması, kavak ve söğüt ağaçlarının bol olması nedeniyle kasaba sınırları içerisinde kalan alan yeşil bir örtü ile kaplıdır.  Bu yeşil alanın yaratılmasında Kızılırmağın payı büyüktür.
 
Yerleşim: Eskiden evler kerpiçten yapılırmış ama kerpiç evler günümüzde kullanılmamaktadır. Evler genellikle yığma kâgir ya da betonarme şeklinde yapılmakta ve bir ya da birkaç kattan oluşmaktadır. Her evin kendine ait bahçesi vardır. Bahçesi olmayan evin sayısı çok azdır. Kışın evlerde odun ya da kömür sobaları kullanılarak ısınılır.  Kaloriferli evlerin sayısı az da olsa vardır. Kasabadaki evlerin çoğunluğu, ülkemizde ve dünyanın değişik ülkelerinde ikamet eden kasabalılar tarafından yazın kullanılmak üzere yaptırılmıştır.  Kasabanın kış aylarındaki nüfus sayısının azalması buradan kaynaklanmaktadır.
 
Geleneklerimiz: Yöresel gelenek ve göreneklerin bir kısmına devam ediliyor olmasına rağmen pek çok geleneğimiz devam etmemektedir. Kasabamızda yapılan Düğünlerimiz, tamamıyla aynı olmasa da geleneklerimize uygun olarak yapılmaya çalışılır.  Daha önceki geleneklerimizin bazıları Karaözü / Geleneklerimiz başlığı altında açıklanılmaya çalışılmıştır.
 
Halkın geçim kaynakları: Halkın geçim kaynağını genel olarak çiftçilik oluşturur. En çok  buğday, arpa, şeker pancarı yetiştirilir. Sebze ve meyvecilikle de uğraşılır.  Bağcılık vardır ama eskiden olduğu kadar çok değildir. Kasaba halkının çoğu kasaba dışında yaşamakta olup kasabaya geri dönenlerin ise geçim kaynakları genellikle emekli maaşlarıdır.
 
Hayvancılık: Karaözü halkı eskiden yoğun olarak koyun ve sığır yetiştirirlermiş. Tavuğu olmayan yokmuş. Günümüzde o kadar yoğun olmasa da hayvancılık halkın geçim kaynakları arasındadır.  Kasabada az da olsa arıcılık ve balıkçılıkta yapılmaktadır.
 
El sanatları: Eskiden tezgâhlarda kilim, çuval, çadır, heybe vb. dokunulmaktaydı. Şu an el işleri ve giyim eşyaları örülmektedir.
 
Ulaşım: Sivas Kayseri demiryolu hattı Karaözü’nden geçer. Kasabamızın çevre il, ilçe, kasaba ve köylerinin çoğuna asfalt yol ile gidilmektedir.
 
Sağlık: Kasabamızda sağlık ocağı bulunması nedeniyle, kadrolu doktor, ebe, hemşire ve ambulans mevcuttur.
 
Şenlik: Her yıl Temmuz ayının 3.hafta sonu “Karaözü Kültür ve Sanat Etkinlikleri” adı altında etkinlikler düzenlenmektedir. 
 
Doğal Güzellikleri: Tarihi Şahruh köprüsü, meyve bağları, Kalepark, Çahşak, mağaralar, Pınarlarımız (Memişin Pınarı, Tohum Pınarı, Ağ Pınar ve diğerleri)  ve Kızılırmak görülmeye değer tarihi ve doğal güzelliklerimizdir.
 
KAYNAKLAR:
  1. http://sarioglan.meb.gov.tr sitesinden yararlanılmıştır.
  2. http://tr.wikipedia.org sitesinden yararlanılmıştır.
  3. http://www.karaozu.bel.tr sitesinden yararlanılmıştır.
  4. Eğitimci, araştırmacı, yazar Ahmet Özerdem’in Tarihi, Kültürü, Folkloruyla Karaözü adlı kitabından yararlanılmıştır.

ŞAHRUH KÖRÜSÜ’ NÜN TAMİR EDİLİŞİ

 
    Karaözü de 1998 yılı sonbaharında Şahruh Köprüsü tamiri ile ilgili tarihi günün mutluluğu yaşandı.
 
    07,08,1997 tarihinde onarımına başlanan Şahruh Köprüsü 20 Ekim 1998 de tamamlanarak trafiğe açıldı. Bu mutlu günü sadece Karaözülüler yaşamadı, çevre köyler de sevince boğuldu. Olayın detaylarına geçmeden önce ünlü Şahruh Köprüsü’ nün tarihi geçmişine kısaca değinmek icap edecek.
 
    Köprü çevrede hüküm süren Dulkadırlıların Kırşehir Bey’i Şahruh tarafından yaptırılmıştır. Hangi tarihte yapıldığına dair bir bilgi yok. Ancak tamir tarihi biliniyor. Bu bilgiyi Şahruh Köprüsü’ nün kitabesinden öğreniyoruz. 04 Ağustos 1928 tarihinde Sivas Müzesi’ ne kaldırılan (O tarihlerde Karaözü Sivas’ a bağlıydı), bu gün müzede 252 envanter numarasıyla kayıtlı olan 945/1538 – 539 tarihli mermer kitabesinde Şahruh’ un oğlu Mehmet Han’ın adı da geçmektedir. İlk yapıdan sonra bu kitabe 84,67 cm ölçülerinde mermer üzerine kabartma olarak yazılmıştır. Üç satır halindeki yazı süslü bir çerçeve içerisine alınmıştır.

    Kitabenin metni şöyledir: Bismillahirrahmanirrahim. Amere haza el-cisr Mehmet Han bin Şahruh Bey bin Alauddevle. Zülkadiri es-sasani senete hams ve erbain ve tis a miete bieydi abdehu Behram. 945/1538; “Rahman ve rahim olan Allah’ın Adıyla. Bu köprü Sasaniler nesli Zülkadiroğullarından Alaüddevle oğlu Şahruh Bey oğlu Mehmet Han H.945(S,1538-539) yılında kölesi Bahram eli ile tamir ettirdi” yazılıdır.

    Köprü Mehmet Han’ dan sonra bilinen 1910, 1928 – 1935 yıllarında iki kez son olarak da 1959 senesinde Kara Yolları tarafından olmak üzere toplam üç defa daha tamir ettirilmiştir.


    Buraya kadar Şahruh Köprü’ sünün tarihinden kısmen bahsettik. Bu noktada köprüyü yaptıran ve adını veren Şahruh Bey den de kısaca bahsetmek gerekecek.
 
    Şahruh Bey Dulkadir Hükümdarı Alaüddevle Bey’in oğludur. Amcasının kızı Şah Sultan Hatun ile evlidir. Mehmet, Ali Mirza ve Ahmet adında bilinen üç oğlundan başka çocukları da olduğu sanılmaktadır.
 
    Şahruh Bey Yozgat’ ın Çayıralan kazasına bağlı 13 km. mesafede Çandır nahiyesi Kuzeydoğusundaki Kozan Köyü’nde otururdu. Osmanlı, Memlük harbi (1485-1490) esnasında amcası Şah Budak’ın 1489 Mart ayında yaptığı bir baskında tutsak düşüp gözüne mil çekilmişse de görmesine bir engel teşkil etmemiştir.
 
    Alaüddevle, Diyarbakır’ı kendisine tabi etmek için oğulları Sarı Kaplan ve Erduvana Beylerin komutasında buraya bir ordu gönderdi. Fakat Diyarbakır valisi tarafından yenildi. Tutsak alınarak öldürüldüler. Alaüddevle intikam için iki oğlunu daha gönderdi. Şahruh ve Ahmet Beyler komutasındaki ikinci ordu da yenilince esir düşen bu iki kardeş H.914(M.1508-1509) yılında öldürüldüler.
 
    Tarihler Alaüddevle’nin oğulları arasında en çok Şahruh’a güvendiğini ve onu daha çok sevdiğini yazar.
 

ŞAHRUH KÖPRÜSÜ NASIL TAMİR EDİLDİ

 
    Köprünün onarımına 07.08.1997 tarihinde başlandı. Tamiri Karayolları 6. Bölge Müdürlüğünce Burhan ÇETİN. Er-Bu. İnş. Kol. Şti. Bitlis-Tatvan şirketine yaptırıldı. Şirketin ustalığını “Yonu taş ustası” Bayburt’ lu Ömer KIRMIZI yaptı.
 
    Köprünün tamirine ayaklarından başlandı. Ayaklar boşalmış vaziyette idi. Yani kumlar çekilmiş ayaklar altındaki ağaç ardıç kazıklar açığa çıkmıştı. Bir şey çok açık net ve ilginçti. Köprü ardıç kazıklar üstüne inşa edilmişti. Köprünün ayaklarının geleceği yer kazılarak hem zemin tespit edildikten sonra ardıç kazıklar çakılır. Üstüne yatay olarak ızgara biçiminde iki sıra üst üste kirişler döşenir. Yirmilik kalın dövme, “dövme kaşlı” çivilerle birbirine çakılarak sabitleştirilir. Onun üstüne de köprünün kemer ayaklarının taşları oturtulur. Çivilerin kaşları dört santim kadardır.
 
    Köprünün ayakları kazılarak ardıçlara kadar indirildi. Buradan bir buçuk metre yukarıya doğru iki metre genişliğinde demirli beton dökülerek ayaklar ve sel yaranlar (tosunburnu-domuzburnu) ikiz taraflı orijinal hali bozulmadan altı tanesi sağlamlaştırıldı. Kasaba girişinde iki tanesinin ayakları tamir edilemedi.
 
    Plansız ve programsız hareket eden Karayolları 6. Bölge Müdürlüğü elli (50) metre aşağıya bir set inşa ederek suyu şişirir. Ayaklar iki üç metre kadar sular altında kalır. Doğal olarak da tamir edilemez. Bu yapılan set Sarıoğlan’ dan getirtilen büyük ve iri siyah taşlarla Kızılırmak’ ın bir kıyısından öbür kıyısına sekiz (8) metre genişliğinde inşa edilmiştir. Böylece köprünün ayaklarını tutan kumların aşağılara taşınmaları önlenmiş oldu. Su iki (2) km. kadar uzunluğunda, geldiği akıntı istikametine doğru şişirilir.
 
    Buraya kadar yapılan çalışmalar köprünün su altı ve su seviyesinde yapıldı. Bundan sonrası çalışmaları köprünün gözle görülen yerlerinde gerçekleştirilir. Bunu yapmak için 09.07.1998 tarihinde Şahruh Köprüsü araç trafiğine kapatılır. Tekmen köprüsünden yol verildi.
 
    Su üstü tamir çalışmalarına köprünün üstünden başlandı. Beton ve asfalt kaplamalar kompresörlerle sökülerek temizlendi. Molozlar köprünün ayaklarının dibine döküldü. Üzerinde her iki kenardan geçen Sarıoğlan içme suyu ile Köprübaşı “Karşıyaka Mahallesinin” içme ve sulama su boruları kaldırıldı. Köprünün ana taşlarına inildi. Her taraf iyice temizlendikten sonra; önce üstü bir (1) cm. tecrit malzemesi ile (zift-beyaz kağıt-bez) kaplandı. Bunun üzerine dört yüz elli (450) dozlu on (10) cm kalınlığında koruyucu beton döküldü. Sonra su boruları ele alında. Borular tecrit edildi. Her iki tarafa kanal ve izolasyon yapılarak kontrol altına alındı. Borular su kanallarına indirildi, üzerleri kumla örtüldü. Daha sonra Mucur’ dan getirtilen “treviter” mermer taşlar köprünün her iki yakasında açılan tezgahlarda boyutlarına göre yirmi (20) cam kalınlığında kesilerek yine dört yüz elli (450) dozlu betonla yerlerine konuldu ve bu haliyle 1935 yılında tamir edilen korkuluklar eski özelliğine kavuşturuldu. Bu çalışmalar bittikten sonra “çürütme”yapıldı (bozuk taşlar alındı yerine yenisi konuldu). Köprünün tümü elden geçirildi. Kırık dökük iki oluk söküldü. Karaözü girişinde ikisi sağda, istasyon girişinde biri sağda biri solda olmak üzere dört (4) adet “çörten” yapıldı.
 
    Bütün bu işler köprünün araç trafiğine kapatıldığı 09.07.1998 tarihinden, araç trafiğine açıldığı 20.10.1998 tarihine kadar geçen süre içerisinde otuz beş (35) işçi ile (beş tanesi Karaözülü) üç ay on bir gün içerisinde gerçekleştirildi. Tamir için kullanılan “treviter” mermer taşının bir metre karesi yerinde maliyeti sekiz (8) milyon lira, yerine konması ise on altı (16) milyon lirayı buldu.
 
    Köprünün ihale bedeli elli beş (55) milyar lira olarak tespit edilir. Bunun %20 si “kırıntı” olarak düşürülür. Geriye kalan kırk dört (44) milyar liraya tamir ettirilir.
 
    Tamir sırasında bir işçinin ayak parmağı kırıldı. Köprünün ustalığını yapan Bayburt’ lu Ömer KIRMIZI köprüyü araç trafiğine kapadığı günlerde çok sıkıntılı anlar yaşar. Öyle olur ki geceleri yatakta uyurken bile “Açın şu köprüyü trafiğe. Millet rahatça geçsin” diye sayıkladığı birlikte olduğu arkadaşları tarafından söylendi. Gene bu günlerde çirkin olayların da yaşandığı olur.
 
    Köprü araç trafiğine kapalı olduğu günlerde, inşaat halindeyken usulsüz yol verilmesi için Ömer Usta’nın üzerine çevre köylerden birinin otobüs şoförü, arabasını sürer. Traktör sürücülerinden birinin de silah çektiğini söylediler.
 
    Şahruh Köprüsü’nden bundan böyle ancak en fazla elli (50) ton ağırlığındaki araçlar geçebilecek.
 
    Bu tamir çalışmaları sırasında Şahruh Köprüsü’nün bazı özellikleri daha ortaya çıkar. Köprü Selçuklu stili karakterin de inşa edilir. Köprü inşaatında taşlar kısa yüzü dışa, uzun yanı içe doğrudur. Oysa Osmanlı da tamamen tersinedir. Taşın uzun yüzü dışa, kısa tarafı içe getirilir. Selçuklularda taşlar arasına horasan harcından (kireç – taş tozu – yumurta beyazı ) derz yapılır. Osmanlılarda derz yoktur. Taşlar sıfırlanır.
 
    Şahruh Köprüsü’ nde üç çeşit kemer kullanılmıştır.
  1. Tam daire kemer     : küçük göz ( kör göz ) ve ikinci göz kemeri
  2. Yarım ay şeklinde   : üç, dört, beş ve sekizinci kemer.
  3. Armudi kemer         : altı ve yedinci iki büyük kemer. Bunlar suyun akışına ve arazi durumuna göre yapılmışlar. Köprünün bütün yükü altıncı ve yedinci kemer üzerinedir.
 
    Gözlerin hepsinde çift kemer kullanılmıştır. İkinci kemer birinciyi korur.
 
    Köprünün üzerinde bulunan korkuluk taşları arasına sıkıştırılmış istasyon istikameti, güney cephesinde içi oyuk bir taş vardır. Buna ‘Kulunç Taşı’ denmektedir. Bu taş tam kıbleye getirilmiştir. Köprü beratlı olup, doğu tarafında bulunan Şeh İbrahim zaviyesi yıkılınca çevrede ibadet edilecek yer bulunmaz. Burası mihrap olarak kullanılır. Konar – göçer aşireti ve köprüden geçen diğer yolcular namazlarını toplu halde burada kılarlar. Ayrıca ‘Niyet Taşı’ olarak da kullanılmış. Yel ve sızıya iyi geldiğine inanılır. Köprüden geçen niyetli kimseler oturarak kuluncunu bu taşa dayayıp sağa sola oynatarak tedavi olduğuna inanırlar.
 
    Görüldüğü gibi ne çok zorluklarla tamir ettirilen Şahruh Kpörüsü’nü bu günkü koşullarla yeniden yaptırmak icap etse bir devlet gücünü zorlar nitelikte olduğu söylemi yanlış sayılmaz.
 

Ahmet ÖZERDEM

Eğitimci, araştırmacı, yazar

 

 

 

 

 

KARAÖZÜ CAMİİNİN TARİHİ

 

Karaözü; On sekizinci yüzyılın sonlarına doğru Kızılırmak kıyısından Kale tepesine kadar uzanan vadi yamacında kurulmuş köy karakterli bir yerleşim birimidir.
 

O dönem ekonomisi daha çok hayvancılığa dayalı olduğu için böyle bir sulak yeri tercih etmişler.

Zaten temelde Yörük taifesinden olup konargöçer aşiret hayat tarzını tamamen bir kenara bırakmış değillerdir. Burayı da o tür bir yaşam tarzı esnasında tanırlar ve daha sonra da şartlar elverince yurt edinirler.
 
Kızılırmak’ın üzerinde Hicri 945 (Miladi 1539) tarihinde tamir edilen büyük ve tarihi bir taş köprü vardır. Adına ‘Şahruh Köprüsü’ denilmektedir. Bu köprünün sol üst korkuluk taşlarının arasında o düzgün sırada dikkat çeken bir insan sırtını içine alacak kadar genişlikte ortası oyumlu bir taş vardır. Buna ‘Kulunç Taşı’ denmektedir. Bu taşın bilinen iki tane işlevi vardır.
 
Birincisi: Adından da anlaşıldığı gibi insanlar oraya sırtlarını dayarlar. Bu durumda taşın kişinin sırtındaki yeli sızıyı aldığına inanılır.
 
İkincisi ve esas görevi buranın bir mihrap gibi kullanılmasıdır.
 
Karaözü’de o yıllarda henüz cami olmadığı için namaz vakti özellikle Cuma günleri köprüden gelip geçen ve bitişiğindeki handa (1) bulunan yolcular, bu bölgede hayvan otlatan kişiler ve çalışan insanlar her kim varsa bu taşın karşısına geçip saf tutar, namazlarını eda ederler. Bir çeşit cami avlusu gibi misyon yükleniyormuş. Köprü beratlı, konumu da kıble tarafına dönük olduğu için böyle bir özel karakter kazandırılmış. Açık arazide tercih nedeni olmuş.
 
Elbette ki bu durum o denem insanının ihtiyaçlarına cevap verecek yeterlilikte değildir. Ayrıca köyden bir, bir buçuk kilometre de uzaklıktadır. Zaten bu durum köylü için de düşünülmüş değildir.
 
Karaözülüler dini bayramlarda toplu halde Eğerci ya da Tekmen’e (2) giderlermiş. Bu tür bir bayram namazı, çıkışında köylülerden biri o yöredeki hakim düşünceyi yansıtan bir söylemde bulunur. “Gene Kızılbaşlar mantı yemeye gelmişler” şeklinde hiç de sıcak olmayan bir laf eder. Erdoğanlardan Kadir Kahya bu lafa daha çok içerler. Hemen Karaözü’ye geldiğinde gündemin başına taşır. Köylünün dikkatini cami konusuna çeker. Sonra da gider Bayatların dedesi Kasım’dan köy adına bugünkü caminin yerini satın alır. Doğanaylardan Mehmet Kahya da köylüye imece usulü yaptırır 1227 (1812).
 
Cami erkeklerin ayrı kadınların ve çocukların ayrı mekânlarda namaz kılacakları kadar geniş ve ferah bir tarzda inşa edilir. Kadınların ve çocukların namaz kıldığı yere Mahfil (3) deniliyordu. Epeyce de genişti. Cemaatin tam arkasına düşecek şekilde dizayn edilmişti.
 
Caminin taşları Suçatı (Eğerci yoluyla aşağı derenin kesiştiği dere yatağı), Boztepe ve Pürkaya’dan kağnılarla getirilmiş. Ağaçları, ardıç güdükleri ve direkler de çeşitli kimselerden ve yerlerden satın alınmış veya bağışlanmış.
 
Camiye bir de üstü kapalı avlu inşa edilmiş. Avlunun üstüne ardıç güdükler döşenmiş. Üzeri ‘yarnak” (4) ve “bişirikler” le (5) örtülerek çamurla kapatılıp toprak dam haline getirilmiş. Böylece yazın sıcaktan, güneşten kışın kardan yağmurdan kurtarılmış. Yaşlı kimseler yazın bu mekânda oturarak sohbet eder, yarenlik yapar ve daha çok da dama oynarlarmış. Sonraları camiye giden bu yaşlı insanlar içinden çok iyi bir şekilde dama oynayan ustalar çıkmıştı.
 
Burası yapılmadan önce Koçali’nin damında (bugünkü Doğanayların evlerinin bulunduğu yer) oturur orada namaz zamanını beklerlermiş.
 
3 Kasım 1928 yılında ulusça harf devrimini gerçekleştirip Latin alfabesine geçince Karaözü’de bu yeniliğe ayak uydurmak için bundan birkaç yıl sonra 1930 yılının yaz ayında okula yeni derslikler ilave etmek gereği duyulur. Yeni ilave için sonradan yapılan bu ek avludaki güdükler muhtar Murtaza-Mustafa Avcı tarafından sökülür. Okula taşınır. Caminin ağaçlarının ilkokulda kullanılmak üzere söküldüğünü gören, bir ara da burada imamlık yapmış Hatip Ali Efendi (Argüder) yukarıdan aşağıya doğru inerken olayı görür. Kafasını yere doğru sokarak kısık bir sesle;
- Allahsız, Allahsız. Allah’ın evini mi yıkıyorsun. Başka yerden ağaç bulamadın mı diye söylenerek gider.
Murtaza efendi bir yandan ağaçların sökülmesine yardımcı olurken bir yandan da Hatip Ali Efendi’nin yakınmasına karşılık olarak:
- Bunda darılacak ne var Ali Efendi. Bir Allah’ın evini yıkıp, bir Allah’ın evini yapıyorum der.
 
Caminin iç duvar mimarisi yalın ve tek düzedir. Ancak bazı yerlerinde yuvarlak daireler içinde Arapça harflerle dört halifenin isimleri yazılıydı. Tabanı Türkmen kilimleriyle döşeliydi. Mihrap, mahfil, minber ve diğer ayrıntılarıyla birlikte Karaözü camii çevrenin en görkemli ve güzel ibadet yerlerinden biriydi. Bu haliyle bu kez Karaözü Camii herkesin dikkatini üzerinde toplamış haldeydi. Cuma namazlarında ve bayram günlerinde bu ibadet yeri dolar taşardı. Sonraları cami iyice eskidi. Mahfil kısmındaki ağaçlar çürüdü, direkler zayıfladı, duvarlar uçtu, damı delindi. Bir süre bakımsız kaldı. Bu süre Karaözü’nün boşaldığı, kentlere göç ettiği zamana rastlar. Artık camiye eskisi kadar itibar edilmez oldu.
 
Daha sonraları 1980 li yılların başından itibaren dinin devlet politikası haline getirilmek istendiği dönemde camiye imam atandı. Eski haline yeniden dönüştürülmeye çalışıldı. Bunun sonucu olarak 1984 yılında birkaç gönüllü Karaözülü işe el attı. Kuzey ve güney duvarları yeniden elden geçirildi. Mahfil kaldırıldı. Tek tavanlı , tek tabanlı bir şekil verildi. Çatıya bakım yapıldı. Sacdan minaresi Kayseri’de hayırsever birine yaptırıldı ve daha başka eksikleri de tamamlanarak bugünkü haline getirildi.
 
Son olarak 2007 yılında dönemin iktidarı tarafından eski yerine minareli bir cami yaptırıldı.
 
  1. Bir de Hanın bulunduğu yerin yanında Şahruh tarafından Şeyh İbrahim adına yaptırdığı zaviye vardır. Zaviye zamanla yıkılır. Taşlarından oraya bir han inşa edilir. Hanın taşları da daha sonra Doğanaylar tarafından (oradaki tarlaların sahipleri) kullanılır.
  2. O yıllarda Tekmen sadece Ermeni köyü değildir. Türklerde yaşardı. Tekmen “21 vergi nüfuslu olup bunun 10 u Danişmedli oymağı, 10 vergi nüfusu da Ermeni’dir. “Prof. Dr. Faruk Sümer. Bozok Tarihine Dair s.228-318”
  3. Mahfil (Mahfel): Camilerde etrafı parmaklıklarla çevrili yerden yüksekçe kısımlara verilen ad.
  4. Yarnak: Toprak damlarda güdüklerin üzerine dizilen gelişi güzel yarılmış ağaç parçaları, odunlar.
  5. Bişirik: Toprak damların üzerini örtmek için hazırlanmış sap ve samanla karıştırılmış çamur.
 
 Ahmet ÖZERDEM
 Eğitimci, Araştırmacı, Yazar
 
 
===================================================================================== 
 

KARAÖZÜ’DE SU DEĞİRMENLERİNİN TARİHÇESİ

 

Karaözü Kızılırmak vadisinin doğuya bakan yamacına kuruludur. Hemen alt tarafında çay akar. Çayın aktığı bu vadiye “Dere” denir. Her ne hal ise Karaözü’lüler buna bu güne kadar bir isim kaymamışlar. Daha çok da “Aşağı Dere” diyorlar. Böyle olunca bir de “Yukarı Dere” olduğu anlamı çıkıyor. Gerçektende bir de “Yukarı Dere” vardır. Ancak Yukarı Dere doğal bir dere değil, Karaözü’de bulunan değirmenlerin su kanalı. İnsan emeğiyle oluşturulmuş. Aşağı Dere’nin hemen hemen bütün suyu oraya alınmış.

 

Karaözü’de bu kanalın suyuyla dönen üç adet faal değirmen vardı. Bunlar “Yukarı Değirmen”, “Orta Değirmen”, “Aşağı Değirmen” olarak adlandırılıyor.

 

Bunlar o dönemin un fabrikalarıydı. Bir çarığa bile hasret giden bu insanlar için böyle bir endüstrinin ne demek olduğunu şimdilerde değerlendirmek çok zor. Bu konuda fazla bir şeyler söylemek yerine bu değirmenleri kendi boyutlarında tanıtmaya çalışalım.

 

Yukarıda adından bahsettiğimiz bu üç değirmenin dışında bunlardan daha eski ve Ermeni malı olan Şahruh Köprüsü’nün kuzey batı yamacında kurulu olan “Tahir Efendi değirmeni” vardır.

 

Teneli’de iki tane eski “Kaya Değirmeni” denilen değirmen vardı. Ayrıca Teneli’de (Tereli; tere gibi otların toplandığı yer) Kadir Kahya’nın değirmeni ile Kel Tepe eteğinde Kadı Halil Ağa’nın değirmeni de varmış.

 

Aşağı Değirmen: Aşağı değirmeni Ermenilerle Feyzullah Kahya (Taşyüreklerden) yapmışlar. Daha sonra değirmeni genişletmek için harcamayı Ermeni yapınca sonuçta değirmenin ¾ hissesi Ermeniye geçmiş. Bir müddet çalıştırdıktan sonra Ermeni hissesinin tamamını Topal Mehmet’e (Mehmet Keleş) 1932 yılında satar.

 

Orta Değirmen: bu değirmenin yarısı Hüseyin Onbaşının (Mansur Efendi’nin kardeşi) yarısı da Ermeninindir. Ermeni hadisesinden sonra bu yarı hisseyi hazineden Gemerek’ten Fikri Bey adında biri satın alır (1932). Ondan da Aziz Erdoğan’a geçer (1953).

 

Yukarı Değirmen: Bu değirmenin tümü Çepni’li birisininmiş. O adamdan Keleş Ali almış ondanda Mansur Efendi satın almış.

 

Kadir Kahya’nın Değirmeni: Birde Kadir Kahya’nın Tilki Deresi’nde kendi yaptırdığı değirmeni varmış. Enkazı hala durur. Seferberlikten evvel yaptırılmış. Daha sonra yeri sapa olduğu için bu değirmen uzun ömürlü olmamış.

 

Kadı Halil Ağa’nın Değirmeni: Kel Tepe’nin eteğinde kurulmuş, aşağı Değirmen’in kısman karşısına düşer. Boyun Tarla’ya giden su argının şarlağı yakınlarında bulunduğunu söylediler. Söylenceye göre Tahir Efendi’nin değirmeninden sonra en eskisi bu imiş.


 

Ahmet ÖZERDEM

Eğitimci, Araştırmacı, Yazar